Salı, 30 Mayıs 2017

Şark’ın Serhat Bölgesi Doğu Türkistan

images

 

Resulullah (sav)’in “Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen bizden değildir” hadisindeki “bizden değildir” lafzıyla muhatap olmamanın yolu, ümmetin derdini ve mücadelesini sahiplenmekten geçer. En büyük dertlerin nerede olduğunu soracak olursanız adına “Uzak Doğu” denen Asya’nın doğu kısmı cevabı ağır basacaktır. “Irak’tan, Kafkasya’dan, Filistin’den duyduklarımızdan daha büyük vahşet nerede olabilir?” diye bir düşünce gelebilir aklınıza. En büyük katliamlar zaten duyulmayan yerde olur. Dünyanın sessiz kalmasından cesaret alan firavunlar, kat kat artırır kronik vahşetini. Sessizliğin gölgesinde öyle bir zulüm yaşanır ki, “doğal” bir ölüm “anormal” bir vaka olarak algılanır Doğu Türkistan’da.Doğu Türkistan 25 milyonluk nüfusu, 1,82 milyon km(Türkiye’nin iki katından fazla) alanı olan kadim bir İslam yurdudur. İslami davet, bu coğrafyaya ilk defa Hz. Muhammed (sav)’in tebliğ amacıyla gönderdiği sahabeyle başlamıştır Bölgenin İslami renge bürünmesi ise üç asır sonrasında gerçekleşti. Karahanlılar Devletinin hakanı Satuk Buğra Han’ın 932 yılında İslam’ı kabul etmesi üzerine halk da topluca şirke sırtını dönüp İslam ile şereflendi ve bölge Daru’l İslam’ın doğudaki serhat bölgesi haline geldi. 18. Yüzyıla kadar devam eden bu huzur, 1760′larda başlayan Çin işgaliyle yerini kaosa bıraktı. Çin işgaline karşı çıkan İslami kıyamlar sonucunda, Yakup Bey’in liderliğinde zafer kazanıldı ve 1865 yılında İslami Kaşgar Hanlığı kuruldu. Osmanlı hilafetine bağlılığını bildiren bu devlet, ne yazık ki Çin saldırılarına 12 yıl dayanabildi ve yıkıldı. Ardından işgal ve katliam kaldığı yerden devam etmeye başladı.Kâfirin işgalinin olduğu yerde mü’mine direnmek düşer. Doğu Türkistan Müslümanları da her fırsatta bir ahtapot gibi dört yanı sarmış Çin’e başkaldırdılar ve 1933 yılında Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti adıyla yeniden özgürlüklerini kazandılar. Fakat Çin ile Türkistan’ı paylaşma planı yapan Rusların kuzeyden saldırmasıyla İslam devletimiz ve birliğimiz yeniden kırıldı, işgal dönemine gene dönüldü.2. Dünya Savaşından dolayı Çin’in güçsüz durumundan faydalanan Müslümanlar 1944 yılında ayaklanıp Şarki Türkistan İslam Cumhuriyetini yeniden kursalar da 5 yıl sonra Kızıl Devrim yapıp komünist rejimi kuran Mao’nun orduları karşısında ne yazık ki direnemediler ve günümüze kadar devam eden son işgal başladı. Doğu Türkistan halkı da o zamandan beri Çin işgaline karşı direnmektedir. Dünya kamuoyu Doğu Türkistan Müslümanlarının bu başkaldırı hareketlerinden hep habersiz kalmış ve Kızıl Çin de istediği gibi katliamlarını gerçekleştirmiştir.Son işgalin diğerlerinden farkı renginin “kızıl” olmasıydı. Komünizm Mao’nun liderliğinde “özgürlük, eşitlik, adalet” vadediyor, Çin’in geri kalmışlığın en büyük nedenini afyon olarak nitelediği “din”de görüyordu. Komünizmin “eşitlik ve adalet” prensibini doya doya yaşayarak öğrendi Türkistanlı Müslümanlar! Hepsine “eşit” bir şekilde işkence yapıldı! Hepsine “adaletli” bir şekilde tecavüz edildi. Hepsi “özgür” bir iradeyle idam sehpasına yürüdü! Haksızlık yoktu yani. Biraz torpil vardı ama sadece âlimlere! Onlar zulmü kat ve kat fazlasıyla yaşadı, her biri darağaçlarında bayrak gibi dalgalandı.Komünist Çin önce İslam dinini kökünden kazımaya çalışmakla işe başladı. İslami eğitim yasaklanıp tüm okullarda ateizm üzerine kurulu zorunlu eğitime geçildi. Ateist konferansçılar köy köy dolaştırılarak dinsizlik propagandası yapıldı. Müslüman hocaları yakın takip ve sistematik baskı her geçen yıl dozajını artırdı. Çünkü Kızıl Çin çok iyi biliyor ki sultasının karşısındaki en büyük tehdit halkın İslami şuura göre yetişmesidir. Allah’tan başkasına kul olmayı reddetmek üzerine kurulan bir din, Çinli firavunlara kıyamı elbette emredecektir.Devreye sokulan bir diğer soykırım “dil”e yapılandı. Kültür emperyalizmi olarak adlandırılan bu asimilasyonda Müslümanların yüzyıllardır kullandıkları şehir ve belde isimleri Çince olarak değiştirildi. Bölgenin İslami kimliğini unutturmak amacıyla Doğu Türkistan’ın adı ‘Xinjiang’ -Sincan- (Çince “yeni kazanılmış topraklar”) olarak değiştirildi (Bu cümleleri yazarken nedense Türkiye geldi aklıma!). Halkı dilinden ve kültüründen koparmak, onları Çinlileştirmenin en kısa yolu olarak görüldü.Doğu Türkistan’da yapılan zulümleri tek tek yazmaya kalksak bırakın bir makaleyi, ciltlerce kitap çıkar. Ön plana çıkanlara ibretlik bir örnek olarak Doğu Türkistan’daki camilerin kapısına camiye girmesi yasak olanların listesinin asılmış olmasını söyleyebiliriz. Camilere girmesi yasaklananların listesi şöyle: “Devlet işçi ve memurları ve emeklileri ve izine ayrılmış olanlar, partiye üye olmaya namzet öğrenciler, kent yöneticileri ve memurları, 18 yaşına girmemiş olanlar ve kadınlar” Bu yılın (2012) Ramazan ayının girmesiyle birlikte Komünist Çin, Doğu Türkistanlı Müslümanlar üzerindeki baskıyı daha da arttırdı. Okul Müdürleri, öğretmen, memur ve aile reislerine “Ramazan’da İstikrarın Korunması ve Güvenlik Taahhütnamesi” adlı bir belge imzalattırılarak yeni yasaklar konuldu. Buna göre devlet memurları, öğrenci ve gençlerin oruç tutmaları, dini etkinliklere katılmaları, camilere gitmeleri ve namaz kılmaları yasaklandı Çin’in zalimliği bunlarla da bitmiyor. Ulusal Gazeteler den birinde bu yıl temmuz ayında insanın kanını donduran, “bu kadar da olmaz artık” dedirten bir belge yayınladı. Müslüman vatandaşlarına maddi yardımda bulunma karşılığında taahhütname imzalatan Çin hükümeti bu maddelere uyulmaması halinde yardım için verdiği parayı kesiyor. Skandal taahhütnamede şu maddeler bulunuyor:

“1. Çin Komünist Parti yönetimini kesinlikle himaye edeceğim, koruyacağım.
2. Ailemde illegal dinî etkinliğin gerçekleşmemesi ve illegal CD (dinî videolar) gibi eşyaların olmaması için söz veriyorum.
3. Aile fertlerim içinde peçeli bayanlar olmayacak ve peçeli bayanları evime almayacağım.
4. Ortalıkta illegal dinî etkinlik ve peçeli bayanları görürsem hemen yetkili memura ihbar edeceğim.
Yukarda kabul ettiğim 4 çeşit yasaya karşı çıkarsam ya da uymazsam yoksullara yardım adı altında verilmekte olan yardım paramın kesilmesini kabul ediyorum”2001′de Çin’in bölgeye yönelik çıkarttığı ve “Sincan Sınıfı” adını verdiği özel bir programla ilkokula giden Müslüman çocukların, ailelerinin elinden zorla alınarak Çin’in iç bölgelerinde açılan yatılı okullara gönderilmesine başlandı. Bu sayede Müslüman Uygur çocukları asimile edilerek dinleri ve kültürleri ellerinden alınmış bir kuşağın yetişmesi amaçlanmakta. Bir başka barbarca uygulama da 2003 yılında Doğu Türkistan’daki bütün resmî okullarda Uygurca’nın yasaklanmasıyla başladı. Dahası o tarihe kadar eğitimini Uygurca olarak tamamlamış olan herkesin diplomaları elinden alınarak mühendisinden doktoruna, profesöründen öğretmenine bütün akademik insanlar bir gün içinde vasıfsız işçi konumuna düşürüldü.1 Haziran 2006′dan itibaren yeni bir politika uygulamaya daha koyuldu: “Evlenmemiş 16 – 25 yaş arası Uygur kızlarını Doğu Türkistan’dan alıp Çin’in iç taraflarına götürme” kararı! Bu kararın alındığı ilk yıl 240 bin, 2007 yılında ise 1 milyon Uygur kızı ailesinin elinden zorla alınarak memleketinden binlerce kilometre uzakta oyuncak fabrikalarında ve tarlalarda işçi olarak çalıştırılmaya başlandı  Ümmetin bu mazlum genç kızları bir yandan asimile olurken diğer taraftan taciz ve şiddetin sistematik ve planlı yapıldığı bir projenin altında kalakaldı. Dahası Müslüman kızlar putperest Çinli erkek işçilerle aynı yurtlarda kalmak zorundalar! Bu kadar zalimce uygulamaları ne nemrut düşünebilmişti, ne de firavun. Şeytandan ilham alan Komünist Çin yönetimi bütün bunları 21. yüzyılın başında hem de 10 yıl içinde gerçekleştirdi. Bugün “Çin malı” eşyalarının ucuzluğu, halkını ucuz işçi/köle yapan Çin’in zalimliğinde yatmaktadır. 

25 milyonluk Doğu Türkistan’a yapılan bir başka Çin oyunu da bölgeye yoğunca Çinliler yerleştirerek Müslüman nüfusu kendi öz vatanında azınlığa düşürmeye çalışmak oldu. Daha sonra gittikçe kalabalıklaşan bu “sivil” işgalciler, Çin polis teşkilatının bilerek göz yummasıyla bölgede Müslümanlar üzerine terör estirmeye başladı. Bu Çinli it sürüsünün yaptığı hırsızlık, gasp ve cinayetler yetmezmiş gibi, Müslüman genç kızların iffetine de musallat olmaya başladılar. 26 Haziranda Guangdong eyaletinin Shaoguan şehrinde bir oyuncak fabrikasında mecburi işçi olarak çalıştırılan Türk kızlara Çinlilerin sarkıntılık etmesi üzerine Han Çinlileri ile Doğu Türkistanlılar arasında çatışma çıktı. Bunun üzerine oyuncak fabrikasını basan binlerce Çinli, Doğu Türkistanlılara saldırarak on iki Uygur Müslümanı bıçaklayarak öldürdü  Gelişen bu olaylar üzerine Müslüman halk kitlesel gösteriler yaparak sesini dünyaya duyurmaya çalıştı. 2009 yılının temmuz ayına damgasını vuran bu olaylarda bütün dünyanın gözlerinin önünde yüzlerce Müslüman gösterici Çin polisinin açtığı ateşle katledildi. Milliyetçi Çinliler de Çin polisinin göz yumması üzerine Müslümanları sokak ortasında sopa ve bıçaklarla katledip Müslümanların işyerlerini yağmaladı. Olayların durulmasından sonra Çin hükümeti faturayı yine Müslüman halka çıkardı. Sonuç; 5 bine yakın Doğu Türkistanlı tutuklandı, bunların birçoğu da idam edildi…İnsanlığın zulüm tarihine yüksek bir derece ile geçecek Çin’in bir diğer barbarlığı, nükleer silah denemelerini Doğu Türkistan’ın Lop Nor bölgesinde yapması. 1961′den bu yana bu denemeler Müslüman halkın kansere yakalanıp ölmesine, sakat doğumların oranında büyük bir artış yaşanmasına, bölgenin doğasının tamamen tahrip olmasına ve zehirli atıkların sulara karışmasına neden oldu. Doğu Türkistan’da nükleer deneme kurbanı olanların sayısı resmi olarak belirlenememekle birlikte, yaklaşık 200 bin kişinin radyoaktif atık nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir.Tüm dünyanın sırtını döndüğü kadim Türkistan topraklarında Çin’in hiçbir bölgesinde yaşanmayan boyutlarda şiddet ve baskı uygulanıyor. İşkence, idam, çalışma kampları, dini baskı Doğu Türkistan’da uzun yıllardır günlük hayatın bir parçası olmuş gibi gözükmekte. Ama tüm bu karanlığı yırtan bir kıvılcım, geleceğe umudun rüzgârını götüren bir harekette yeşermekte Türkistan topraklarında: Doğu Türkistan İslami Hareketi. Yok edilmek üzere olan bir halkın tağutları köle olmayı reddeden gençlerinin kurduğu bu cihadi hareket Küresel Cihad Hareketi’nin bir parçası aynı zamanda. Bu duruş, Haçlı savaşı başlatan Amerika’yı da fazlasıyla korkutuyor. Bu nedenle olacak ki Pakistan’ın Kuzey Veziristan bölgesinde diasporada yaşayan Doğu Türkistan İslami Hareket lideri Abdulhak Türkistani 2010 yılında ABD’nin insansız uçakla düzenlediği saldırıda şehit edildi Bugün İslam tarihinin en hazin hikâyelerinden biri yaşanıyor Doğu Türkistan topraklarında. Bu zulüm, işkence ve katliamın bitmesi için bu topraklarda Kur’an’ın hâkim olduğu Şarki Türkistan İslam Devletini yeniden kurmak gerekiyor. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu da öncekilerin yolu olan cihad ve kıyamdan geçmekte. Doğu Türkistan yeniden Daru’l İslam haline gelmemiş olduğu sürece, yerin altı yerin üstünden daha hayırlı olacaktır. Bugün Kızıl Çin’e karşı yaptığı cihadla küçük bir kıvılcım gibi gözüken Doğu Türkistan İslami Hareketi, Allah’ın izniyle yarın bütün Çin’i yakan bir cehennem ateşine dönüşecektir. O gün geldiği zaman Türkistan’ın mücahid evlatları, tevhid güneşinin doğudan yeniden doğuşunu bütün dünyaya izlettirecektir inşallah…

BU HABERLER DE VAR!

Doğutürkistan’da ilim ve davet işleri ile uğraşan yüzlerce müslüman hapis cezası aldı.

Doğutürkistan’da Çin zulmü şiddetini düşürmeden devam ediyor, Doğutürkistan’ın Hoten ilinde ilim ve davet işleri ile …

Türkiye ve Çin suçluların iadesi için anlaştı.

Çin’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüştü. İki ülkenin …

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com