Pazartesi, 26 Haziran 2017

Şeyh Abdullah El Muheysini ; Türkistan İslam Cemaati’nin Kahraman Mücahitleri Hakkında ki Şahitliğim

Türkistan İslam Cemaati- Türkistan İslam Partisi

 

1988’de Zeyiddin Yusuf (rahimullah ) tarafından Doğu Türkistan’da kurulan, 5 Nisan 1990’da Doğu Türkistan’da Çin’e karşı gerçekleştirilmiş direnişin kahramanları olan ve son zamanlarda Doğu Türkistan’da İşgalci Çin’in güvenlik birimlerine gerçekleştirdiği saldırılar ile adından sıkça söz ettiren  Türkistan İslam Cemaati, Allah yolunda ki cihadına devam ediyor .

1996’da Hasan Mahsum önderliğinde Afganistan İslam Emirliğine hicret eden cemaat, Afganistan’ın 2001’de haçlılar tarafından işgal edilmesinden bu yana 14 senedir Afgan halkını yalnız bırakmayarak Afgan cihadında etkin bir şekilde rol alıyor.

2011’de Suriye halkı tarafından, Beşar Esad liderliğindeki zalim Baas rejimine  karşı başlatılan şanlı kıyama destek veren Türkistan İslam Cemaati , Suriye halkını da yalnız bırakmayarak 2012’den bu yana mücahitlerinden bir kısmını Suriye’ye gönderiyor.

10 ülke aşarak Şam’ın izzetli topraklarına hicret eden ve hicret ederken de küçük çaplı bir servet harcayan Türkistan İslam Cemaati mücahitleri Afgan cihadında olduğu gibi, Suriye cihadında da etkin bir şekilde rol almaya devam ediyor.

 

Suriye’ de açılan cephelerde en ön saflarda savaşan ve son 1  haftada Tel Hattab ,Muhembil  ve Zeyzun   gibi stratejik yerlerin fetihlerinde  kilit rol alan Türkistan İslam Cemaati mücahitleri   için ,Şeyh Abdullah El Muheysini’ den ” Kahraman  Türkistan Mücahidleri Hakkında ki Şahitliğim ”  adlı bir yazı ele alındı .

 

Şeyh Muheysin’in  ” Kahraman  Türkistan Mücahidleri Hakkında ki Şahitliğim ” adlı yazısının türkçe tercümesin  Doğu Türkistan  Bülteni Haber Ajansı  olarak takipçilerimizin ilgisine sunarız ;

 

‘ Kahraman  Türkistan Mücahidleri Hakkında ki Şahitliğim

 

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Salat ve selam nebimiz Muhammed’in, ehlinin ve ashabının üzerine olsun…

Buradan binlerce kilometre uzaklarda başladı hikaye,

Acıların ve arzulanan şeylerin hikayesi…

Kahramanlıkların ve adanmışlıkların hikayesi…

Allah’a verdikleri söze sadık kalan yiğitlerin hikayesi (biz böyle zannediyoruz hakikati Allah bilir)…

 

Bu hikayeler; başkenti Kaşgar olan, bir çok âlimin neşet ettiği, el Kuteybe Müslim El Bahili’nin fethettiği ve şu an ki ismiyle Doğu Türkistan diye bilinen bölgede başladı. Komutan Azzam’ın eliyle tamamlanan islami fetihlerden beri bu belde islam beldesi olmaya devam etti ve birçok âlim buralara kendilerini nisbet etmeye devam etti. Bunlardan en meşhurları Ebu Maali Tuğrul Şah Muhammed bin Hasan bin Haşim Kaşgari’dir. Faziletli bir âlimdi. İnsanlara vaazda bulunurdu. Hicri 490-550 yılları arasında birçok insan kendisinden hadis, tefsir dinlemişlerdir.

O mıntıkadaki insanların geneli Hanefi mezhebine tabidirler. Ancak üzülerek söylemek gerekir ki; İslam âleminin en doğusunda yer alan ve Çin’in kuzeybatısına düşüen Doğu Türkistan, komünist Çin rejiminin hakimiyeti altına girmiştir. Allah (cc) dan oranın fethini Müslümanlara nasip etmesini dileriz.

Müslümanlar bu bölgede, mülhid olan Çin hükümetinden farklı farklı baskılar ve zulümler gördü. Allah (azze ve celle)’den komünist Çin hükümetinin bir an önce paramparça olmasını niyaz ediyoruz. Acının, zulmün, işkencenin, baskının ve çilenin kol gezdiği bu bölgede yalnızca Allah (azze ve celle)’nin dini için savaşan adamlar yetişmişti. Bu yiğitler Allah (azze ve celle)’den başkasına boyun eğmeyi- zilleti asla kabul etmediler. Bu kimseler mallarını, mülklerini, sahip olduğu eşyaları ve evlerini on bin dolar toplayabilmek için sattılar ve Türkistan’dan Şam bölgesine ulaşma ümidiyle yollara düştüler.

 

Ne kadar güzel bir çaba!!! Ne de güzel bir nefis!!! Evet! İşte onlar cennetin talipleridir. Kim güzel birisiyle evlenirse ona mehir çok gelmez. Allah’ın dinine ve zayıflara yardım etmek için yollara düştüler. Öyle ki islam ümmetinin fertlerine tutku filizlerini yeşerten -insanları şevke getiren- bir yolculuk için kolları sıvadılar.

O kutlu insanlar, Allah dinine yardımı gözeterek tehlikelerle dolu bu yolcuğa çıkmak üzere çabalarken kimileri de aileleriyle birlikte turistik geziye çıkmak için aylarca para biriktirmeye çalışıyorlar. Pek çok insanın yaptığı gibi Türkistanlı Müslümanlar da yakın devletlere gidip orada mülteci gibi yaşayabilirdi. Ama bu yiğitler, Şam’da cereyan eden olayları; Nusayrilerin işledikleri cürümleri ve Rafızilerin birbirlerine destek için yaptıklarını görünce bundan yüz çevirip Allah’ın dinine yardım için Şam topraklarına gitmeyi tercih ettiler.

Halbuki ümmetimizin çoğu sadece seyretmekle yetiniyor. Görüyorlar ölüm saçan varil bombalarının öldürdüğü çocukları.. yıktığı mescitleri.. katlettiği yaşlıları.. ve canlı canlı binaların enkazı altında kalan kadınları… Görüyorlar kadınların ırzlarına uzanan elleri.. saldırıya uğrayan evleri ve öyle bir Nusayri düşmanlığı ki her tarafa korku eken; her caddeye, her sokağa, her eve.

 

İşte oradan geldi bu yiğitler mübarek ve tayyip Şam topraklarına. Bir muaskeri ziyaretim sırasında karşılaşmıştım bu gençlerle. Gördüklerim ve çocukların beni kalbimde imanın ruhunu üfleyen neşitlerle karşılamaları beni son derece mutlu etmişti. Saf saf olmuşlardı ve birbirinden güzel cesaret azim, izzet ve zafer ile alakalı neşitler söylüyorlardı ve sesleri Allahu Ekber nidalarıyla birlikte yükseliyordu. Arapça ve Kuran öğreniyorlardı. Çocuklar bunlarla meşgulken babaları da Cisr-uş Şuğur savaşına hazırlık yapıyorlardı.

 

Türkistan kahramanları Şam topraklarına ulaştılar ve Cisr-uş Şuğur girişine yerleştiler. Başkalarının oluşturduğu gibi makarlar oluşturmaya gerek duymadılar. Aksine onlar ribat noktalarının ön cephesinde makar oluşturmayı tercih ediyorlardı. Takriben bir sene Cisr-uş Şuğur yakınlarında ribat tutmaya başladılar. Cisr-uş Şuğur bölgesinde tutulan ribat görevinin en büyük payını bu kahramanlar üstlendiler.

 

Cisr-uş Şuğur’a yapılacak saldırı anlarını beklerken ateş yakarak ribatlarına devam ediyorlardı. Bu kardeşlerimi ziyaret ettiğim günlerden birinde onların mütevazi emiri beni karşıladı. Neredeyse diğer Türkistan ordusu mücahitlerinden ayırt edilmeyecek bir görünümü vardı. Bu güzel kardeşlerimden biri benimle karşılaştığı zaman bana şöyle dedi: ‘Ey Şeyh! Ey Şeyh! Bıktık usandık artık! Ne zaman tağutlara saldırıya geçeceğiz? -Bunu söylerken Cisr-uş Şuğur’daki Nusayri çetelerine saldırmayı kastediyordu.- Allah’ın topraklarını bunların elinden ne zaman kurtaracağız?’ Ona sabretmesini tavsiye ettim ve ‘yakında olması mümkündür (İsra:51)’ dedim.

 

İşte bu şekilde ribat tutanlar ribatlarını sürdürüyorlardı ve birçok kimselerin şahitliğiyle onların ribatları diğer normal bir şekilde tutulan ribatlardan daha ayrıcalıklıydı. Diğer direnişçilerin tuttuğu ribatların aksine onların ribatları, Allah yolunda mücadele veren mücahidlerin az metanet gösterebildiği zorlu siper çukurlarında geçiyordu. Sonra artık beklenilen saat ve mücahitler tarafından özgürlüğüne kavuşturmak için Cisr-uş Şuğur’a saldırı gerçekleştirme anı gelmişti.

 

Bu haberi işiten Türkistanlı direnişçiler aylarca bekledikleri bu haber karşısında sevinçten uçmaya başladılar. Bu haber karşısında ibadetlerinde, namazlarında ve oruçlarında neredeyse yarışa tutuşmuştular. Onların bulunduğu yerlerden birine ders vermek için gittim ve beni Türkistan direnişçilerinden büyük bir kesim karşıladı. Onlarla derse başlamadan önce tercüman aracılığıyla onlardan telefonlarını çıkarmalarını ve dersi kaydetmelerini istedim. Böylelikle aramızda bulunmayan diğer Türkistanlı direnişçilere bu dersi ulaştırabilme imkânımız olacaktı. Ancak aldığım cevap beni bir hayli şaşırttı. Bu arkadaşların dersi kaydedecek bir telefonu bile yoktu.

 

Evet, böyle zor şartlar altında yaşamlarını sürdürüyorlardı. Yemek konusunda da benzer bir tabloyla karşılaşılıyordu. Nitekim onların yiyeceklerine bakıldığı zaman diğer mücahitlerin yiyeceklerinden tamamıyla farklı olduğu görülebilirdi. Onların hali de diğer mücahitlerin halinden züht ve vera olarak gerçekten çok farklıydı. Onların hal ve davranışları züht ve vera ile dolup taşmıştı. İçlerinden birçoğu çok konuşmaktan hoşlanmazdı. Aksine bu vakitlerini Allah’a yalvarmaya ve onun zikirleriyle meşgul olmaya tahsis ederlerdi. Bu kardeşlerimizle her kim oturursa onların yüzlerinde doğruluğun ve imanın parıltılarını çok kolay bir şekilde okuyabilirdi.

 

Cisr-uş Şuğur savaşına yol almadan önce Türkistanlı direnişçilerin emiri beni savaşçılarına bir konferans vermem için davet etti. Onun davetini kabul ederek derse başladığım sırada direnişçilerin tamamının gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu. Hatta Allah’la karşılaşma korkusundan gözlerinden akan yaşlar elbiselerini bile ıslatmıştı. Cisr Şuğur savaşı başlayınca onlarda gördüğüm doğruluk, cesaret ve fedakârlıktan dolayı bu savaşa, onların bayrağı altında girmeyi tercih ettim. Cisr-uş Şuğur bölgesinde Zelit noktası yönünde mücahit öncülerden kardeşlerimle ilerlediğim bir sırada karanlıklar içerisinde beyazlara bürünmüş yirmili yaşlarında bir genç bana göründü. Bu genç herhangi bir silah taşımıyordu. Onu görünce şaşkın bir şekilde acaba burada siviller mi var diye kendime bir soru yönelttim.

 

Daha sonra onu çağırdım ve bu mekânda ne aradığını ve niye buralarda dolaştığını sordum. Bana dedi ki; ‘Kardeşim! Ben şu anda istişhad yapmaya hazırlanıyorum ve şu anda Allah’ın izniyle cennete doğru gidiyorum.’ Onu şiddetli bir şekilde kucakladım ve gözlerimden sel gibi akan gözyaşlarıma mani olamadım. Ben şu anda doğrulardan olduğuna inandığım Allah’ın erlerinden birini Allah’a yolculuyordum. O ise Allah ile buluşma arzusunun verdiği sevinç ve gülümseme ile birazdan bu hayata veda edecekti. Sonra patlayıcı yüklü aracına bindi ve patlayıcılara Allah’a kavuşma arzusunun verdiği vecd ile sevinç ile bakıyordu. Bomba yüklü aracına binip kâfirlerin sığınaklarını darma duman etmek için yol aldı. Kâfirlerin muaskerlerine doğru yol alırken Allah(c) Nusayri çetelerinin gözlerini kör etti ve bu mücahidi görme imkanı onlara sağlamadı.

 

Ancak bu mücahidin amacı bir an önce salt şehadete ulaşmak değildi. Onun amacı Allah’ın düşmanlarına ciddi hasarlar vermek ve onları yıpratmaktı. Nusayri çetelerinin Allah’ın yardımıyla onu görmediklerini fark edince aracını götürüp onların tam ortasında bıraktı. Sonra araçtan inerek uzaklaşmaya başladı. yaklaşık 100 metre uzaklaştıktan sonra kafirlerin sığınaklarını darma duman etmek için aracını patlattı. Kendi canını başka bir istişhad eylemine sakladı. Böylelikle düşmana iki üç kat fazla zarar verebilecekti.

 

Aslanlar bunun akabinde yıpratmak ve içlerinden birçok kişiyi öldürmek için kafirlerin üzerine doğru atıldılar. Ancak bu anlarda, Cisr-uş Şuğur bölgesinin çeşitli yerlerinde Allah (azze ve celle) henüz fetih kapılarını mücahitlere açmayı dilememişti. Diğer gün olunca Türkistanlı mücahidlerin emirleriyle tekrar buluştum. Ona çözümün ne olduğunu sordum ve rejime ait noktaların güçlüğünden bahsettim.

 

O da bana cevap olarak çözümün fedai eylemciler olduğunu söyledi. Bende ne güzel bir görüş diye karşılık verdim. Sonra kim fedai eylem yapabilir diye mücahidlere yöneltilen soruya hepsi Allah’ın dinine ve mustazaflara yardım edebilmek için birbirleriyle yarışarak karşılık verdiler. Onlardan birçoğu fedai eylemci olmak için elini kaldırmıştı. Gerekli olan sayıdan katbekat fazla sayıda kişi çıkmıştı.

 

Sonra bu eylem için aralarından otuz kişi seçildi ve ben onlara bazı nasihatlerde ve teşviklerde bulundum. Bu onlara yaptığım veda konuşmasıydı. Çünkü bu Allah’ın erleri bellerine patlayıcı kemeri kuşanıp sonra Allah’ın düşmanı bu kâfirlere doğru yöneleceklerdi. Onları makarlarından çıkmaları için sıcak bir kucaklama ile kucakladım. Çünkü düşman ortasında fedai eylemi gerçekleştirmelerine sadece bir buçuk saat kalmıştı.

 

Onların gül topladıklarını ve gülleri göğüslerine taktıklarını görünce bu tablo beni şaşırttı. Dayanamayıp bu gülleri neden yanlarına aldıklarını birine sorunca gülümseyerek şöyle cevap verdi: ‘Bu gece Allah (cc) ile buluşacağım. Kul öldüğü hal üzere diriltilir. Ben Allah (cc) ile süslü bir şekilde karşılaşmak isterim. Ben bu geceyi sahabe-i kiramla ve hurilerle geçireceğim.’ Ben bu sözler üzerine herhangi bir şey diyemedim ve onu kucaklayarak Allah’tan onun adına sebat, muhafaza ve başarı diledim.

 

Bunlar düşmanlara doğru yol almaya başladığından bende onların arkasından gittim. Açık bölgede düşmanlara karşı ateş etmeye başladıklarında Nusayri çeteleri onlara çeşitli silahların mermileri ile karşılık verdiler. Bu silahlar arasında Rus silahları, kalaşnikof, biksi ve doçka gibi silahlar bulunuyordu.

 

Bu fedai eylemi gerçekleştirenlerden 15 kişi hayatını kaybetti. Diğer yarısı ise insanı hayrete düşürecek bir ısrar sonucu bu yapının içine dalmayı başardılar. Bu Cisr-uş Şuğur’da açılmış ilk delikti. Bunun neticesinde Nusayri çetelerinin maneviyatları tamamıyla çöktü. Allah diyen kimse ile Esed diyen kimse arasında dağlar kadar fark olduğu şaşılacak bir durum değildir! Dostumuz tek olan Allah’tır diyen kimse ile liderimiz Esed’dir diyen kimse arasında dağlar kadar fark olduğu da şaşılacak bir durum değildir!

 

Hiç şüphesiz Esed’in orduları bir şaşkınlığa uğradılar. Nusayriler, bu Allah’ın erlerini, arkadaşlarının şehit olarak toprağa düşmesine rağmen ilerlemeye devam ettiklerini görüyorlardı. Bu onların bu saldırıyı devam etmelerine engel olmamıştı ve Allah’ın düşmanlarına yapılacak fedai eylemlerine son vermelerine sevk etmemişti. Bu şaşkınlıkla beraber Esed’in askerleri kaçmaktan başka bir yol bulamamışlardı.

 

Türkistanlıların duruşları hakkında müşahadelerim sadece bunlarla sınırlı değildir. Gerçekten onlarda beni şaşırtacak çok şeylerle karşılaştım. Geceler bitmek bilmeyen ibadetleriyle karşılaştım ve gündüzleri son bulmayan oruçlarına rastladım. Zelit noktasının binalarına girdiğimizde orada yaşayan Cisr-uş Şuğur halkı ile karşılaştık. Cisr-uş Şuğur halkında bize karşı bir korku oluşmuştu. Tabi bu korku normal bir korkuydu. Nitekim rejim dört yıldan beri onlara teröristler gelecek ve sizleri öldürecek diye mesajlar veriyordu.

 

Ailelerden biri bizi misafir olarak ağırladı ve onun yanında oturduk. Beni iyice tanıdıktan sonra bana şöyle dedi; senden beni bu mekandan çıkarmanı rica ediyorum. Çünkü ben şu anda sizinle rejimin arasında sıkışıp kalmış durumdayım. Şayet bilsem ki siz zafer elde edeceksiniz ben buradan çıkmayı temenni etmem. Ancak benim korkum rejimin tekrardan gelmesi ve sizlere yardım etmekle itham edip beni ve çocuklarımı öldürmesi.Ben de ona bunda herhangi bir sakınca olmadığını ve Allah’ın izniyle fecir doğduğunda onu ve çocuklarını bu mekandan çıkaracağımızı söyledim.

Türkistanlı direnişçiler geceyi bu ailenin evinde geçirdiler. Aile Türkistanlıların gece namazlarına şahit oldular. Gece boyu Allah’ı zikreden, Allaha yalvaran seslerini işittiler. Ağlamalarına hıçkırıklarına şahit oldular. Fecirle birlikte bu ailenin babasına gittim ve yola çıkmak için hazır mısınız diye sordum. Bana fikrinin tamamıyla değiştiğini söyledi. Ben de bir sorun mu oldu diye sordum. Şöyle cevap verdi; gece boyunca Allah için ağlayan adamları ve Allah’a yalvaran adamları gördüm. Bundan bir gün önce Esed’in askerleri benim evimde kalıyordu.

 

Onlar içki içiyorlar ve Allah’a şirk koşuyorlardı. Hayır! Allah’a yemin olsun ki evimi bırakıp gitmeyeceğim. Aksine artık ben kesin olarak kanaat getirdim ki sizler Allah tarafından zafer bulacak kimselersiniz inşallah. Bu mekanda kalıp sizlere yemek pişireceğim, sizlere hizmet ve yardım etme şerefine nail olacağım. Sonra kalmakta ısrar edince ben de onun için Allah’a duada bulundum. Daha sonra kardeşlerle birlikte Allah’ın düşmanlarıyla savaşmak için ayrıldım.

 

Savaş bölgesinde şahit olduğum olaylardan bir diğeri ise Cisr-uş Şuğur fethedilmeden saatler öncesinde yaşadığım bir olaydı. Kardeşlerden biri bana Nusayri çetelerine ve HizbuşŞeytan milislerine doğru uzanan bölgede yer alan açık bir mekanın varlığından bahsetti. Beni çağırdı ve omuzlarına çıkmamı istedi. Ben bu mekana çıkmayı başardığımda karnıma bir mermi isabet etti ve sırtımdan çıktı.

 

Allah’tan beni bunda ihlasla rızıklandırmasını, onun yolunda isabet eden şeylerden dolayı günahlarıma kefaret kılmasını ve derecelerimizi yükseltmesini niyaz ederim. Tam bu sırada bu kahramanlar beni taşımak için yarışıyorlardı. Yaklaşık bir kilometrelik açık alanda yolun zorluğuna ve kurşunlara rağmen beni taşımaya tahammül ediyorlardı. Allah onları mükâfatlandırsın ve mücahitlerin içerisinde onların benzerlerini çoğaltsın.
Onlar hakkındaki bir başka şahitliğim de ilaç yokluğu sırasında hastanedeyken onların yaralanma ve hastalıklara karşı gösterdikleri metanet ve sabırlarıdır.

 

İşte bunlar ribat ve cihat topraklarında Allah’ın dinine yardım etmek için canları, malları ve aileleriyle hicret etmiş muhacir kardeşlerimde şahit olduğum bazı olaylardır.

 

Yardım eden Allah’tır ve tevekkül yalnızca O’nadır.

Dr. Abdullah el Muhaysini

 

Çeviri : Muhammed Ulvan

Kaynak : Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı

BU HABERLER DE VAR!

Kazakistan, Dernek yöneticilerimizin ailelerine ‘’Canlı Bomba’’ iftirası ile G-87 kararı çıkartıyor.

  Doğu Türkistan İslam Derneği Basın Açıklaması Derneğimizin faaliyetlerinden rahatsız olan başta Çin Komünist Partisi …

Doğu Türkistan’da bıçaklı saldırı 5 ölü, 5 yaralı.

Doğu Türkistan’da bıçaklı saldırıya uğrayan 10 kişiden 5’inin öldüğü bildirildi. Hotan vilayetinin Pişan kasabasında bıçaklı 3 …

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com