Pazar, 20 Ağustos 2017

Türkistan İslam Cemaati : Çin İle Neden Cihad Ediyoruz ?

Türkistan İslam Cemaati : Çin İle Neden Cihad Ediyoruz ?Şeyh Beşir Ahmet’in   ,Türkistan İslam Cemaati’nin  arapça  olarak yayınladığı Türkistan El İslamiyye  dergisi için hazırlamış olduğu ”   Çin İle Neden Cihad Ediyoruz ? ” dosyasını takipçilerimiz için tercüme ettik .

Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı , ”Çin İle Neden Cihad Ediyoruz ? ” dosyasını ilginize sunar ;

Çin İle  Neden Cİhad Ediyoruz?

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “(Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkar edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.”
Çin ile şer’î (meşru) ve gerçekçi delillerle savaşıyoruz. Bu delillerden bazıları şunlardır:

İlk olarak: Çin, Müslümanların ülkelerine saldıran ve topraklarını işgal eden bir düşmandır. Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir. Ve ulemânın hükmüne göre, Allah’a imandan sonra, Müslüman ülkelerine saldıran ve dini ve dünyayı ifsad eden düşmanı defetmekten daha elzem bir şey yoktur.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler.” ve “Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha ağırdır.” ve “Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”

Cihad, bugün komünist düşman Çin, Müslümanların topraklarını işgal ettikten, kadınlarının ırzlarına geçtikten ve zenginliklerini soyup yağmaladıktan sonra, kadınıyla erkeğiyle tüm Müslümanlar için zorunludur. Allah tarafından muaf tutulmuş olanlar dışında hiç kimse onlarla savaşmaktan kaçamaz.

İkincisi: Çin ile ‘Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (Sav) O’nun Resulü olduğuna’ şahitlik etmeleri ve İslam dinine girmeleri için savaşıyoruz.

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın.” Peygamberimiz (Sav) de şöyle buyurmuştur: “İnsanlar ‘la ilahe illallah’ deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. La ilahe illallah derlerse -İslam’ın hakkı hariç- kanlarnı ve mallarını benden korumuş olurlar. Sonra hesapları Allah’a aittir.” Yine Allah Resulü bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: “Ben, yalnızca Allah’a ibadet edilmesi için kılıçla gönderildim. Rızkım, mızrağımın gölgesinde kılındı. Emrime karşı gelenlerin üzerlerine ise zillet ve aşağılık kılındı.”

Üçüncüsü: Çin’le zayıf ve savunmasız Müslümanları kurtarmak ve onların üzerindeki zulmü kaldırmak için savaşıyoruz.

Allahu Teâlâ bir ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor: “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zâlim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?”

Zira Çin, İslam’a ve Müslümanlara karşı durmuş, onlara ateist komünizmi dayatmış, onların dinlerinin şiarlarını yerine getirmelerine engel olmuş, dini eğitimi ilga edip komünist eğitimi dayatmış, İslam dinini öğreten okulları, kursları ve üniversiteleri kapatmış, Müslümanların ülkelerine hicret etmelerini yasaklamış ve onlara karşı izolasyon politikası, doğum kontrol politikası (zorunlu kürtaj) ve etnik temizlik politikası uygulamıştır.

Dördüncüsü: Çin’le hiçbir suçları olmayan, yalnızca ‘Rabbimiz Allah’ dedikleri ve -Allah’ın kendilerini yarattığı ve analarından doğdukları gibi- özgür olmayı istedikleri için hapishanelerin karanlıklarına atılan Müslüman esirleri kurtarmak için savaşıyoruz.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı.”

Zira Müslüman bir esirin Müslüman kardeşi üzerindeki hakkı onu esaretinden kurtarmasıdır. Beytu’l Mal’ın hazineleri boşalsa da esir kardeşlerimizi esaretlerinden kurtarmalıyız ki kafirler onları dinlerinden döndürmeye çalışmasın…

Beşincisi: Çin’le savaşıyoruz… Çünkü onlar kadınlarımızın ırzlarına geçtiler, topraklarımızı gaspettiler, zenginliklerimizi yağmaladılar, halkımızı aç bıraktılar ve bizi kuşattılar…

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir.” Allah Resulü (Sav) de kendisine şehid hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur: “Kim dini için (uğrunda) öldürülürse o şehiddir. Kim kanı için öldürülürse o şehiddir. Kim namusu için öldürülürse o şehiddir.” (Buhari)

İşte bu ve buna benzer sebeplerden dolayı Çin ile savaşıyoruz ve topraklarımızdan çıkana ve bizi ve dinimizi bize bırakana kadar da savaşmaya devam edeceğiz…

Kafirler bizden hoşnut ve razı olmayacaklar, biz de onlar milletimize girene kadar veya cizye verene dek onlardan hoşnut ve razı olmayacağız.

Allahu Teâlâ ayeti kerimelerinde şöyle buyurmaktadır: “Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar.” ve “Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin.” ve “Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün !”

Tarih bizlere, sahabelerin ve tabi’inin (r.anhum) Kisra-i Faris (İran kralı) ve Rum Kayseri ile olan kıssalarını nakletmiştir. Rab’i Bin Amir, İran kisrasına gittiğinde ona şöyle demiştir: “Allah, bizleri kulları kula kulluktan kurtarıp yalnızca Allah’a kulluğa yöneltmemiz (çağırmamız), dünyanın darlığından (çıkarıp) dünya ve ahiretin genişliğine ve dinlerin zulmünden kurtarıp İslam’ın adaletine kavuşturmamız için gönderdi.”

Aynı şekilde Peygamberimizin (Sav) ashabı (r.anhum), Halife Hz. Ömer Bin El Hattab (r.a) döneminde Fars ve Rum krallıkları ile aynı anda savaştı. Hz. Ömer Bin El Hattab (r.a), İran’ı fethetmeleri için askerlerini gönderdi. El Musenna Bin Harise’yi (r.a) de onlara emir tayin etti. Ve aynı zamanda Rumlarla savaşmaları için Biladu’l Şam’a da ordular gönderdi. Ve İslam tarihinin tanıklık ettiği en büyük iki savaş meydana geldi. Kadisiyye ve Yermuk savaşları… Ve Allahu Teâlâ, büyük sahabe Amr Bin El As tarafından Mısır’ın fethedilmesini de ihsan buyurdu. O vakit Hz. Ömer Bin El Hattab şu meşhur sözünü söylemiştir: “Siz onlarla ne adedinizle ne de donanımınızla mücadele ediyorsunuz. Siz onlarla bu din ile mücadele ediyorsunuz. Şayet dininizi bırakırsanız onlar sayıları ve donanımları ile size galip gelirler.” Ve hiç kimse iki krallık ile aynı anda savaştığı için Hz. Ömer’i tenkit etmedi. Bilakis amaçları bu dini yaymak ve bu dine davet etmekti.

Bize karşı çıkan ve ‘Müslümanların Amerikalılarla ve NATO ile savaşı tamamlanmamışken, niçin bu zamanda Çin’le savaşıyorsunuz?’ diyen kardeşlerimize şunları söylüyoruz:

İlk olarak: Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Kafirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar.” Ulema yakındaki düşmanla savaşmanın uzaktaki düşmanla savaşmaktan daha evla (öncelikli) olduğu hükmünü vermiştir. Çünkü yakındaki düşmanın Müslümanlar için arzettiği tehlike kesin ve gerçektir. Doğu Türkistan’ın durumu gibi… Uzaktaki düşmanın tehlikesi ise o an için kesin ve gerçek değildir. Dolayısıyla bu savaş (bizim savaşımız), yani saldıran düşmana karşı savaş, düşmanı defetme babındandır (yani savunma cihadıdır). Ve taarruz cihadından (cihad-ı taleb) -ki bu kafirlerle onların diyarında savaşmaktır- evladır. Onun için cihad, halkımızdan güç yetirebilen ve özrü olmayan herkese farzdır.

İkinci olarak: Allah Subhanehu ve Teâlâ, resulüne (Sav) canıyla Allah yolunda savaşmasını ve müminleri cihada teşvik etmesini emretmiştir. Allahu Teâlâ bizlere de -düşmana karşı- gücümüz yettiği ölçüde kuvvet ve teçhizat hazırlamamızı emretti. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. “

Teçhizatın (ekipmanın) hazırlanması, savaş yöntem ve araç gereçlerinin ve kaynaklarının potansiyeli ve kapasitesi ile bağlantılıdır. Müslümanlar, şayet kılıç, mızrak ve oktan başka bir şeyleri yoksa onlarla savaşmalı, şayet barut, roket ve bombaları varsa onlarla savaşmalı ve Allah’a tevekkül ederek sebeplere sarılmalıdırlar.

Allahu Teâlâ ayeti kerimelerinde şöyle buyurmaktadır: “Allah bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar” ve “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.” ve “O halde, gücünüz yettiği kadar Allah’a karşı gelmekten sakının.”

Müslümanların kafirlerle veya müşriklerle girdikleri hiçbir bir savaş yoktur ki; sayı ve teçhizat bakımından onlardan az olmasınlar… Ancak Allah’ın adıyla ve O’nun bereketi ve rahmeti ile savaşıyorlar ve iki güzellikten birine (şehitlik veya zafer) nail olacaklarına inanıyorlardı. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz .”

Üçüncü olarak: Doğu Türkistan meselesi, unutulmuş bir meseledir. Bu meseleyi savunan, Doğu Türkistan halkının sesini duyan hiç kimseyi bulamazsınız. Çin, İslam ve Arap dünyasının, gerek Irak, Filistin, Afganistan gerekse Çeçenistan ve Somali’deki yerel ve uluslararası meselelerle meşgul olmasını fırsat bilerek Türkistan’la ilgili planlarını uygulamaya koydu ve hedeflerini gerçekleştirdi. Etnik temizlik politikası izledi, Müslüman halkımızı toplu göçe zorladı, İslami olan her şeyi yok etti, Türkistan halkını -dini, milli ve kültürel- köklerinden kopartıp, hile ve zorlamayla Çin’e nispet etti. Aynı şekilde, Amerikalıların ‘teröre karşı savaş’ yalanından da istifade etti. Ve uluslararası toplumdan, Türkistanlı mücahidlere karşı savaşında kendisine yardım etmesini istedi. Ve bu sahte kisve altında halkını savaş için seferber etmeye ve kaynaklarını İslam’ı ve ehlini yok etmek için kullanmaya başladı.

Dördüncü olarak: NATO, ABD ve diğer kafir -Yahudi ve Hıristiyanlar- milletlerde ifadesini bulan Haçlı düşman, İslam’ın ve Müslümanların en şiddetli ve en güçlü düşmanı olmasına rağmen -﴾ (Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün. ﴿- ve savaşları, kutsal ideolojik savaş şeklini almasına ve İslam’a ve ehline karşı kin, nefret ve düşmanlık taşımasına rağmen ve de Haçlı düşmanın sahip olduğu gelişmiş askeri mekanizma (askeri güç) ve modern teknoloji, diğer ülkelerin sahip olduğundan daha şiddetli ve öldürücü olmasına rağmen, İslam ümmeti, bu düşmanla Irak, Afganistan, Filistin, Somali gibi birçok İslam toprağında en şiddetli savaşlara girmektedir. Hiç kimse de Müslümanlara, niçin ABD ve NATO ile savaşıyorsunuz diye sormamıştır. Üstelik ABD ve NATO; nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlara sahipken, Müslümanlar hiçbir şeye (bu tür silahlara) sahip değildir. Buna rağmen ufukta zaferi müjdeleyen alametlerin belirdiğini görüyoruz.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “O topluluk yakında (Bedir’de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır. “

Sadık mücahidleri, bu putu kırıp parçalamalarında muvaffak eylediği ve bunu diğerlerine ibret kıldığı için Allah’a hamd olsun. Bu, ancak Allah’ın sadık kullarına bahşettiği muvaffakiyet ve yardım ile olmuştur. Zira bir gün Amerika’nın yenilgiye uğrayacağını, efsanelerinin yıkılacağını ve moloz yığınına döneceğini (veya harap olacağını) kim tasavvur edebilirdi ki? El Kaide örgütünün, Müslüman ülkelerine saldıran bu zalim düşmana karşı koymasına imkan sağlayacak maddesel güç vesileleri var mıydı? Peki ya ABD’ye savaş ilan ettiğinde Şeyh Usame Bin Ladin’in elinde ne vardı Allah’a tevekkülden, müminleri cihada teşvikten ve Allahu Teâlâ hakkında hüsnü zan beslemekten başka? “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır”, “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur.” ve “Eğer Allah dileseydi onlardan öc alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor.” buyuran Yüce Allah şüphesiz doğru söylemiştir.

Savaş, müminleri koruyacağını ve kafirlerin kalplerine korku salacağını vaad eden Allahu Teâlâ’nın inayeti altında devam etmektedir.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kafirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. “

Allahu Teâlâ, Peygamberi Musa’ya (as), kavmine El Ardu’l Mukaddese’ye (Kudüs ve çevresi) girip burayı gasbeden zalimlerle savaşmalarını emretmesini emretti.

“Korkanların içinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Eğer mü’minler iseniz yalnızca Allah’a tevekkül edin.”

Allahu Teâlâ’nın mümin kullarına verdiği ‘dünya ve ahirette zafer’ vaadi gecikmez.
“Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. “

“Allah, “Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. “

“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.”
Allahu Teâlâ, ‘sabrı ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın katındakine kesin olarak inanmayı’ zaferin sebeplerinden kıldı.
“Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.”
“Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. “
Dinde imamlık (liderlik), sabır ve yakin ile elde edilir. Bu dinin dayandığı iki temel vardır: Doğru yola ileten kitap ki o da Allah’ın kitabıdır ve yardım eden ve bu kitabı koruyan bir kılıç ki o da Allah yolunda cihattır.

“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.”

Allahu Teâlâ, ‘sabrı ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın katındakine kesin olarak inanmayı’ zaferin sebeplerinden kıldı.

“Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.”

“Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. “

Dinde imamlık (liderlik), sabır ve yakin ile elde edilir. Bu dinin dayandığı iki temel vardır: Doğru yola ileten kitap ki o da Allah’ın kitabıdır ve yardım eden ve bu kitabı koruyan bir kılıç ki o da Allah yolunda cihattır.
Müslümanlarla savaşa girmiş kafir milletlerin tarihlerini okuyanlar, şu gerçekleri öğreneceklerdir:

İlk olarak: İslam ümmetimiz, haksızlığa tahammül etmeyen, zulme ve adaletsizliğe sessiz kalmayan, aziz, onurlu ve mağrur bir ümmettir. Uykusundan uyanacak ve azim ve gayret gösterecektir.

İkinci olarak: İslam akidesi, evlatlarını, sahip oldukları değerli her şeyi (canlarını, mallarını) bu dini yüceltmek uğruna feda etmeye teşvik eden başlıca itici unsurdur. İstişhadi operasyonların güç dengelerini değiştirdiğini ve düşmanların kalplerine korku saldığını gördük.

Üçüncü olarak: Orduların hacmi büyüdükçe, sorumlulukları, giderleri ve kayıpları arttıkça, savaşın maliyeti arttıkça ülkelerin ekonomileri olumsuz etkilenmekte, bunun sonucu olarak da yenilgiye uğramaları ve yıkılmaları hızlanmaktadır. Bunu Amerikan halkında hakikaten gördük. Öyle ki, Amerikan halkı Afganistan ve Irak’ta sürdürülen savaş sebebiyle yükselen vergilerden ve fiyatlardan muzdariptir. Bunun yanı sıra beşeri kayıplar da -ölüler, yaralılar, sakat kalanlar, ruh hastalığına yakalananlar- olmuştur. Tüm bunlar da, ABD’nin yabancı toprakları işgal etmesinin hiçbir yararı olmadığına ve işgal edilen toprakların özgür kalması gerektiğine inanan halkların maneviyatını etkilemiştir.

Çin, ABD’nin sahip olmadıklarına mı sahip? Çin askeri, Amerikan askerinden daha mı hazırlıklı? Çin hazinesi Amerikan hazinesinden daha mı dolu?

Çin halkı, hezimete uğramış bir halktır. Tarihinde zafer elde ettiği hiçbir savaş olmamıştır. Dünya savaşında Japonya’ya yenilmiştir. Rusya ve Vietnam karşısında yenilgiye uğramıştır. Tarih, Çin’in bölge üzerinde sömürgeci emelleri olduğuna tanıklık etmemiştir. Savaşlardan, özellikle de Müslümanlarla savaşmaktan daima korkar ve barış ve güvenliğe davet ederdi. Doğu Türkistan’ı işgallerinin yaklaşık 60 sene boyunca sürmesinin sebebi de Müslümanların meselelerinden gafil olmaları, ahiret yerine dünya hayatları ile meşgul olmaları ve Müslümanlara karşı baskı ve şiddet politikası uygulanmasıdır.

Türkistan İslam Partisi, -Türkistan’ın Orta Asya’da Müslümanların kalesi olduğu dönemde nail olduğu onur ve şerefi yeniden kazandırmak, Allah’ın ve İslam ümmetinin önünde, topraklarını ve ırzlarını koruyacağını ve mukaddesatını müdafaa edeceğini taahhüt etmek için- kendisini Türkistan halkının en ön safına koymaktadır. Aynı şekilde Allah’ın rızasını kazanmak ve O’nun katındakine nail olmak için düşmanlarının boğazına fırlatılmak üzere ümmetin yayının ucuna koymaktadır

Ey Müslüman Türkistan halkı! Tek yürek olup ayağa kalkın ve dininizi, ırzlarınızı ve mukaddesatınızı müdafaa edin. Kanlarınızın intikamını alın. Düşmandan korkmayın ve bilin ki Allah sizinle beraberdir ve sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir. Ve bilin ki zafer sabırla gelir. Ölümden korkup kaçmayın. Ölümü isteyin ki hayat size verilsin. Irak ve Afganistan’daki kardeşlerinize bakın. Düşmanlarını nasıl da yenilgiye uğratıp, parçalarına ayırdılar. Sizin düşmanınız onların düşmanlarından daha şerli değil. Aynı şekilde Filistin ve Somali’deki kardeşlerinize bakın. Kuşatma altında oldukları ve kendilerine karşı tüm savaş metotları kullanıldığı halde nasıl da savaşıyorlar… Ne ölüm ne de esir düşme korkusu onları Allah yolunda cihaddan alıkoymaktadır. Sizler de muhlis mücahid kardeşlerinize destek olun ve yardım edin… En azından namazlarınızdan sonra onlar için edeceğiniz dualarla da onlara destek olabilirsiniz…

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. “

“Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir. “

Allah’ın salat ve selamı, Muhammed’in, alinin ve ashabının üzerine olsun…

Şeyh Beşir Ahmed

Tercüme : Abdullah Et Turki

Kaynak : Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı

BU HABERLER DE VAR!

İşgalci Çin yönetimi, Uygurca’yı tamamen yasaklıyor!

Çin’de çıkacak yeni yönetmeliğe göre, ortaokul, lise ve üniversitelerde Uygurca tamamen yasaklanıyor.  Çin’de yeni yayınlanan …

FETÖ, Kayseri Polis Lojmanlarında,Seyit Tümtürk ile EURO dağıtmış

Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü sanıklarının avukatlığını yapan Hakyolcu avukat Mesut Yıldız ile HAKYOL, FETÖ bağlantısı ortaya çıktığı …

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com