Cuma, 18 Ağustos 2017

Türkistan İslam Cemaati’nin Kurucularından Şeyh Bilal Et Turkistani’nin Hayatı

 

Türkistan İslam Cemaati'nin Kurucularından Şeyh Bilal Et Turkistani'nin Hayatı

 

ŞEHİD ŞEYH BİLAL ET-TÜRKİSTÂNÎ (rahimehullah) 

“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehid olmuştur). Bir kısmı da (şehid olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 23)

Şeyh Bilal (rahimehullah), temiz ruhlu, muttaki bir kalbe sahip, gönlü geniş, iyi ahlaklı, akıllı, kültürlü, anlayışlı, zeki, zayıf, ibadet eden, dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş, dindar, çok ağlayan, namazını uzun kılan, ilim elde etmeye karşı hırslı, kardeşlerine karşı mütevazi bir insandı. (Allah’a karşı kimseyi temize çıkaramayız).

Afganistan’da, Mezar-ı Şerif’teki Cengi kalesinde, hicri 1422’de, Taliban İslam Emirliği’nin devrildiği dönemde, sabrederek ve karşılığını ahirette bekleyerek şehid unvanına nail oldu. Şeyh Bilal’in (rahimehullah) gerçek ismi, Yusuf Kadir Han ve babasının ismi Ebu’l Kasım Ahmed idi.

Doğumu: Bilal, 1968’de, Kaşgar’ın Yengi Hisar bölgesinde doğdu. Babası demircilik yapıyordu.

Arkadaşı Abdul Kadir bin Ahmed, bize kendisinin hicretinden önceki siretini anlatıyor:

Ona -kendisinin istediği gibi- Bilal adını vermek istedi. Anne babası, küçüklüğünden itibaren kendisini İslami bir terbiye ile yetiştirmeye çalışmıştır. Okul çağına geldiğinde, ilköğretime girdi ve aynı zamanda Şeyh Abdul Vahid Hacı Damolla’dan da eğitim alıyordu.

Şeyhimiz (Allah ona rahmet eylesin), zeki ve çalışkandı ve methedilmeye değer özellikleri ile kardeşlerinden ayrılıyordu. Arkadaşları arasında da yetenekliydi. Şeyhimiz (Allah rahmet eylesin) 1985’te ilim talebi için Kağlik (Qaghliq) bölgesine gitti. Ve meşhur alim Abdulhakim Mahdum Hacı’dan ilim almaya başladı. Güzel ahlakı, çalışkanlığı ve hoşgörülülüğü ile binlerce öğrenci arasından ayırt ediliyordu. Öyle ki tüm arkadaşlarının da saygı ve sevgisini kazanmıştı.

Aynı zamanda bir şairdi. Bazı beyitleri ve şiirleri vardı. Kitap okumaya meraklıydı. Her zaman yanında bir kitap olurdu ya da bir deftere bir şeyler yazardı. Bilal’in ilim talebinde üstün vasıfları 1985’ten itibaren, Şeyh Abdul Hakim Hacı’dan ilim alırken ortaya çıkmaya başladı. 1990 yalında şeyhin yanında eğitimini tamamlayıp, üstünlük derecesine hasıl olduktan sonra, beldesi Yengi Hisar’a dönerek İslam’ı tebliğe ve davete ve de insanlara emr-i bil ma’ruf ve nehy-i ‘an’il münker’i öğretmeye başladı. Davetin önemi ve değeri hususunda halkı bilinçlendirdi. Buluğa erip olgunlaştığında, salih bir kadınla evlendi ve eşinden bir kız bir de erkek çocuğu sahibi oldu. (Allah’ım onları salih evlatlar eyle ve babalarının izinden gitmelerini nasip et.)

Şeyh Bilal (Allah ona rahmet eylesin), yalnızca kendi beldesinde değil, tüm Doğu Türkistan’da kabul görmüş bir alimdi. İşte bu yüzden, ateist komünist Çin hükümeti, Allah’a davet yolundaki faaliyetleri sebebiyle onu yakalayıp tutuklamak istedi. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: “Onlardan, yalnızca ‘üstün ve güçlü olan’, övülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.” (Burûc, 8)

Şeyh Bilal (rahimehullah), 1993’te zalim komünist hükümet tarafından, dini ırkçılığı teşvik ettiği suçlaması ile Yengi Shahr hapishanesine hapsedildi.

Şeyh Bilal, hapishanede, mahkumlar arasında daveti ve İslami eğitimi yaymaya çalıştı. Daveti tebliğde ve hakkı anlatmada istifade etmek için Çince öğrendi. 1995’te davetten vazgeçeceği yönündeki umutlarını yitirdiklerinde onu serbest bıraktılar. Onurlu dağlar misali sabretti ve dimdik durdu. Hapis yaşamı onu yıldırmadı, bilakis davetinde daha azimli ve ısrarlı olmasını sağladı. Hapsedildiği dönem sürecince pek çok ders aldı. Davet yolunda kararlı ve ciddi olmak ve topraklarını işgal eden ve halkını aşağılayıp zelil eden düşman Çin’e karşı direnmeye devam etmek, çıkardığı derslerdendi.

1997 yılında, yoldaşları Şeyh Ebu Muhammed (Hasan Mahdum)  -Allah ona rahmet eylesin-,  Abdulkadir bin Ahmed ve Kâri İsmail kardeşlerimiz ile hazırlık ve cihad toprağına hicret etmeye karar verdi. Ve hep birlikte Allah yolunda, zulme uğramışlara yardım etmeye niyetlenerek yola çıktılar.

Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı.” (Tevbe, 46)

Ve şunu öğrendiler ki, cihad yolunda atılması gereken ilk adım hicret ve hazırlıktı. Kalplerindeki ve zihinlerinde yer etmiş en büyük arzuları, ülkelerine saldıran düşmana karşı cihad için hazırlık yapmaktı. Ancak bunu ülkelerinde başaramadılar.

Şeyh Bilal (rahimehullah), arkadaşları ile birlikte hac ve umre vazifesini yerine getirdikten sonra yüzünü, izzet ve cihad meydanı Afganistan’a çevirdi. Ve bir grup kardeşi ile birlikte, kardeşimiz Kâri İsmail komutasında, Pakistan topraklarından geçerek Afganistan’a girdi.

Kardeşimiz Abdullah Mansur, Şeyh Bilal’e daha sonra ne olduğunu şöyle anlatıyor: Kampa ulaşmamızdan sonra, hazırlanmaya başladı. Ve daima samimi bir kalp ve sıdk ile kardeşlerini, cihad yolunda sebat etmeye teşvik ediyor ve onlara güzel neticeyi ve alemlerin Rabbinden gelecek büyük zaferi müjdeliyordu. Sözleri, saçılmış inciler ve yayılan güzel kokular gibiydi.

Sonra Host kampına intikal ettik ve o vakitten itibaren onu gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan biri olarak tanıdım. Her hafta pazartesi – perşembe orucunu tutardı. Hayra çağırır, iyiliği emreder ve kötülükten men ederdi. Vücudunun zayıflığına rağmen, meşakkatli olsa da hazırlığı bırakmazdı. Hastalandığında kardeşleri onu sık sık ziyaret ederdi. Hazırlığını tamamlamadan önce, Şeyh Ebu Muhammed (Hasan Mahdum) -Allah ona rahmet eylesin-kendisini çağırdı ve bazı görevlerin sorumluluğunu ona verdi.

 

Sonra grubun basın bölümünde kendisinin yanına gittim. Ve yanında çalışmaya başladım. Onu çoğunlukla kitap okurken görüyordum. Hatta çoğu zaman kendisini, yorgunluktan kitap yüzünde uyumuş bir halde görüyordum. Zamanını da boşa harcamaz, değerlendirirdi. (Allah rahmet eylesin). Cihad meydanlarındaki büyük alimlerden ilim öğrenmeye çok hevesli idi. Bunun en güzel kanıtı, şer’i kurslara katılması, Şeyh Ebu Musab es-Suri’den (Allah onu esaretten kurtarsın) şer’i siyaset ve vâkıa fıkhı öğrenmesi, Şeyh Ebu Abdullah el-Muhacir’den (Allah onu esaretten kurtarsın) akide ve fıkıh dersleri alması, Şeyh Ebu Amr Abdul Hakim Hassan’ın (Allah onu korusun) yanında Fethu’l Mecid kitabı üzerine çalışması, Ahkâmu’t Tecvîd ve Ahkâmu’l Cihad’ı öğrenmesi, Irak İslam Devleti’nde savaş bakanı olan Şeyh Ebu Hamza el -Muhacir’in (Allah onu korusun) yanında Fıkhu’s Sünne kitabı ve Şeyh Ebu’l Velid el-Ensari ‘nin (Allah onu korusun) gözetiminde Fethu’l Bari ve bazı hadis kitapları üzerinde çalışmasıdır.

Birbirimizi Allah için sevdik. Bana daima nasihat ederdi ve kalbime mutluluk verirdi. 2001 yılında evlendiğimde, düğün merasimimizde beni, bir kasidesini okuyarak tebrik etti. Çok mutlu oldum. Kendisi aynı zamanda bir şairdi. En meşhur kasideleri arasında ‘Yoldaş’, ‘Rabbimin kitabı’ ve Bamiyan’daki putun yıkılması münasebeti ile söylediği ‘Hak geldi, batıl yok oldu’ kasidesi yer alıyordu. Allah ona rahmet eylesin, kendisi aynı zamanda günlük de tutuyordu. Günlüğünden bir parça okuyalım:

‘Hicret Diyarında Hicret’ 

Bugün, hicri takvime göre 1422 yılı Receb ayının dördü. Amerika’yı kendi evinde vuran ve müminlerin kalplerini ferahlatan 11 Eylül saldırılarının üzerinden on üç gün geçti. Allah-u Teala, asrın tağutu Amerika’nın liderliği altındaki batılı devletleri rezil etti, alçak saldırgan entrikalarını, İslam’ın kahramanlarından on dokuzunun eliyle ortaya çıkardı.

Rus komünizminin Afganistan’da yenilgiye uğramasından ve evrensel laikliğe yardımcı olan Ahmet Şah Mesut’un öldürülmesinden iki gün sonra Allah, Amerika’yı diğer milletler ve kavimler arasında rezil etti, askeri ve ekonomik heybetini yıktı.

Dünya hayatından zevk almak ve dünya hayatının eğlencesine dalmak kafirler için önemlidir. Bunun için, dünyada huzurlarını bozacak bir ziyana uğradıklarında buna tahammül edemezler ve sabredemezler. Bu nedenle de mücahidlerin şeyhi Şeyh Usame bin Ladin’i ve beraberindeki Müslüman kahramanları himaye eden ve barındıran Afganistan İslam Emirliği’ni devirmeye karar verdiler. Ve emirliğe, onları düşmanlarına teslim etmeleri için baskı yaptılar. Ancak emirlik, onları teslim etmeyi reddetti. Emirliğe de bu yaraşırdı. Zira 76 yıldan fazla bir süre önce İslam halifeliğinin devrilmesinden sonra, tertemiz kanları Afganistan topraklarına dökülen iki milyondan fazla şehidin kanları üzerine kurulmuştu. İslam düşmanları, havadan ve karadan emirliğe saldırmak ve emirliği yıkmak istiyordu. Bu, onların rüyasıydı. Ancak İslam, kıyamet gününe kadar bakidir. Ve bekası, ne şahıslara, ne bir taifeye ne de bir devlete bağlıdır. Zira Allah Subhanehu, dininin, tüm dinlere galip geleceğini vaat etmiştir. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek

 

istiyorlar. Oysa kafirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.”(Tevbe, 32)

Bugün (4/6/1422 Hicri), kafirlerin saldırılarına karşı koymak ve direnmek için, ailemizi Kabil’e 150 kilometre uzaklıkta bulanan, Zermet adı verilen, nispeten güvenli bir bölgede bıraktık. Hicret ve cihad yolunda bu problemler ve engeller kaçınılmaz; ancak tüm bu zorlukları Allah’ın yardımıyla, sabrederek ve karşılığını Allah’tan bekleyerek, kaçmadan ileri doğru giderek aşacağız. Ki Allah bizi şu iki hasenattan biriyle rızıklandırsın: Ya zafer ya şehadet. Bu sıkıntılar, yolun gereklerindendir. Ve önümüzde halen birçok engel bulunuyor. Allah’tan bu sıkıntı ve engelleri sağ salim ve güvenli bir şekilde aşmamıza yardım etmesini diliyoruz. Bense kalbimin derinliklerinden bir ses duyuyorum. Şöyle diyor: Ey Bilal! Bu kafirler Afganistan’ı yıkabilir mi yoksa tüm yaptıkları yalnızca manevra ve çatışmadan mı ibaret? Eğer öyleyse -bunun Cennet müjdesi olduğunu bildiğin halde Ey Bilal!- seni dünyada ağırlaştıran nedir? (Sana dünyayı sevdiren nedir?) Kardeşin Halid’in mektubunu okudun mu? O ne cesur bir kahraman… O an kalbim sükunet ve huzurla doldu. Ancak bu hissin, Rahman’dan gelen bir sükunet mi yoksa şeytandan gelen bir gurur ve gaflet mi olduğunu bilmiyorum. Rahman’dan bir sükunet olmasını diler, şeytanın içimize soktuğu gurur ve kibirden Allah’a sığınırız.

Bugün saat yedi buçukta yola çıktık ve beş saat sonra evimize ulaştık. Tüm kardeşler vitir namazlarını kıldıktan sonra yataklarına çekildiler. Ben, arabanın ışığında bu mektubu yazmaya başladım. Gece 01.35’e kadar yazdım. Arabanın ışığı söndükten sonra, arabanın içinde yazmaya devam ettim. Işık zayıftı, görmem de zayıflamıştı. Bunun için gözlerimin acıdığını hissediyordum. Afganistan’ın kuzeyinde olup bitenlerle ilgili üzücü haberler almak ve Halid kardeşimin cephede hastalandığı haberini almak beni üzüyordu. Allah’ım, ona şifa ver ve onu günahlarından arındır ey rahim ve kerim olan Rabbimiz! Bizi dünyada ve ahirette, istediğin ve razı olacağın gibi, kardeşlerimizle bir araya getir. (4 Receb 1422 Hicri, Zermet Kalesi)

11 Eylül olayından sonra, hepimiz Amerika’nın Afganistan’a saldıracağını düşündük. Nitekim 7 Ekim’de bombardıman başladı. Kasım ayında Bilal, emiri Ebu Muhammed’den (Hasan Mahdum -rahimehullah-) Tehar vilayetindeki birinci hatta gitmek için izin istedi. Ben de kendisiyle gitmek istedim. Başta bana izin verdi; ancak daha sonra gitmeme engel oldu. Savaş daha da şiddetlendi, bombardıman arttı. Kalbinde nifak olanlar geri döndü. Kargaşa çoğaldı. Ve Kabil, 13 Kasım 2001’de düştü. Kardeşlerimizin geri çekilme yolu kesildi. Biz Zermet’teydik. Haberleşmeden, haberlerini alıyorduk. Mezar-ı Şerif’e giden bazı kardeşlerimiz hakkında aldığımız haberler bizi üzdü. General Abdulraşid Dostum, bu kardeşlerimize ihanet etmiş; kardeşlerimiz ve Dostum’a bağlı milisler arasında bir hafta süren çatışmalar yaşanmıştı. Bilal ve kendisiyle birlikte Mezar-ı Şerif’e giden kardeşlerimiz ile irtibatımız kesildi. Afganistan İslam Emirliği düştü. Emirimiz Hasan Mahdum’un (rahimehullah) emri ile bazı önemli belgeleri yakmaya başladık. Birden elime Bilal’in, kendi el yazısı ile yazdığı bir mektubu geçti. Üzerine yapıştırılmış bir not vardı. Notta ‘eşime’ yazıyordu. Hasan Mahdum, notu gördüğünde ağladı, hepimiz ağladık…

 

Allah sana rahmet eylesin ey şeyhimiz Bilal ve seni geniş cennetlerine yerleştirsin. Allah’ım ona rahmet eyle ve onu bağışla ey merhametlilerin en merhametlisi… Ve bizleri, ölüm bize gelene kadar, hak üzere sabit kıl ve bizleri bu salihlerle Firdevs-i A’la’da bir araya getir. Amin…

 

 

Kaynak : Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı

BU HABERLER DE VAR!

Türkistan İslam Cemaati, Ramazan ayını bir neşitle sevenleri ile kutladı

Suriye’deki etkin varlığı ile  dikkatleri  üzerine çeken  Türkistan   İslam Cemaati  , medya merkezi İslam Awazi …

Türkistan İslam Cemaati Rejim Milislerini ATGM Füzesiyle Vurdu

Muhalif gruplardan Türkistan İslam Cemaati Rejime ait tankı ATGM füzesiyle vurdu. ( İslah Haber ) …

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com