Cuma, 18 Ağustos 2017

Türkistan İslam Cemaati Komutanı İbni Ömer et-Türkistani’nin Hayatı

Türkistan İslam Cemaati

 

ŞEHİD ŞEYH İBNİ ÖMER et-TÜRKİSTÂNÎ Rahimehullah[1]

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehid olmuştur). Bir kısmı da (şehid olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 23)

İbni Ömer. Gerçek ismi ‘Tergun’dur. Hoten vilayetinde doğdu. Müslüman ailesinde çocukluk dönemini geçirdikten sonra yaşadığı köyde ilkokula başladı. İkinci sınıfa kadar okudu. Daha sonra okul hayatına tamamen son vererek, dünyası ve ahireti için faydalı olan dini ilimleri öğrenmeye başladı. Dini ilimleri köyündeki şeyhlerden öğreniyordu. Bunun yanı sıra kardeşinin, beldelerindeki büyük caminin önünde açtığı kitapevinde, kardeşi ile birlikte kitap satıyordu. O vakit kendilerinde, nadir bulunan tefsir, hadis ve fıkıh kitapları mevcuttu. Meşhur alimler, kitap aramak için sık sık bu kardeşlere uğruyorlardı. Bu alimlerden, Türkistan’daki Müslümanlar hususunda zihnini meşgul eden meselelere dair ikna edici cevaplar aldıktan sonra ve onları dinledikten sonra, düşünceleri değişti, fikirleri gelişti. Kalbinde, yeni bir İslami yaşama özlem duygusu kök salmaya başladı. Ben, kendisiyle o kitapevinde tanıştım. Fikirlerimizin uyuşması dolayısıyla aramızda bir sevgi bağı oluşturan Allah’a hamd olsun. Birbirimizi Allah için seviyorduk.

İbni Ömer, basiret sahibi bir gençti. Az konuşur, çok dinlerdi, sağduyuluydu. Mülhid komünist Çin tarafından zulme uğrayan, Allah’ın şeriatini tatbik etmekten uzaklaştırılan mazlum Müslümanlara dair malumatı arttıkça, bu duruma son vermek ve İslam’ın şan ve şerefini geri getirmek için azmi daha da arttı. Kendisine daima Allah-u Teala’nın şu kavlini hatırlatıyordu:  Şüphesiz ki bir kavim, kendini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmez.” (Ra’d, 11) Ve ‘Hayatımızı değiştirmeli; düzgün, günahlardan beri bir yaşam sürmeliyiz ki, salih, İslam ümmetine faydalı din adamlarından olalım’ diyordu. Fakat bu, daha fazla gerçek dini ilim ve İslami bir eğitim gerektiriyordu. Ancak ne yazık ki bizler Çin’de tüm bunlardan mahrumduk. Bu yüzden din talebelerinin birçoğu için tek çıkar yol hicret etmek oldu.

Allah’a tevekkül ettik ve hoca ve talebelerden oluşan otuz kişi ile birlikte pasaport işlemlerimizi hallettik. Ve Allah’ın bahşettiği muvaffakiyet ile 1995 yılında pasaportlarımıza sahip olduk. Mutluluktan uçuyorduk. Hemen hazırlanmaya başladık. Annelerimize, babalarımıza, akrabalarımıza ve iyisiyle kötüsüyle ülkemize veda ettik. Ve son derece mutlu bir şekilde, arkamıza bakmadan Kaşgar’a hareket ettik. Ancak yolculuğu tertipleyen kardeşlerimiz, ilk grup olarak bizden altı kişiyi önce gönderdiler. O altı kişi arasında yer alanlardan biri de hikayemizin kahramanı İbni Ömer’di.

Plana göre, onlardan kısa bir süre sonra da biz gidecektik; ancak Allah nasip etmedi. Zira Kaşgar ile Pakistan arasındaki yol aşırı kar sebebiyle kapanmıştı. Bu yüzden ülkemizde kaldık. Allah’a kardeşlerimizin yolunu kolaylaştırması için dua ediyorduk. Allah’a hamd olsun, kardeşlerimiz Pakistan’a ulaştı. Onların Pakistan’a varmasından bir sene sonra da biz

 

onlara katıldık. Sonra, ben dini bir medreseye girdim. Orada arkadaşım İbni Ömer’i sordum. Bana, kendisinin benim bulunduğum şehirden uzak bir şehirde okuduğu ve tatil zamanlarında buraya geldiği cevabı verildi. Gerçekten de kendisiyle tatilin ilk günlerinde karşılaştım. Ancak yüzündeki ifadeden, benden bir şey gizlediği anlaşılıyordu.

1997’de Şeyh Hasan Mahdum, arkadaşları ile birlikte Pakistan’a geldi. Ve sonra Afganistan’a yöneldi.  Allah yolunda cihad için hazırlıklar başladı ve arttı. Bu çağrıya ve bu mübarek davete icabet etmekten başka yapacak bir şeyimiz yoktu.

Afganistan’a ulaşmamızdan sonra, Kabil’deki Karga kampında cihada hazırlanmaya başladık. Orada tesadüfen kardeşim ve dostum İbni Ömer’le karşılaştım. Kalbim mutlulukla dolup taştı. Birkaç gece konuştuk. Konuştuğumuz o gecelerden birinde bana ‘Pakistan’a geldikten sonra doğrudan Afganistan’a girdiğini, burada Celalabad ve Host kamplarında askeri alanda birçok ilim aldığını ve ‘Halden’ kampında eğitim gördüğünü’ söyledi. Ve sorumlusu İbnü’ş Şeyh el- Lîbi’yi (Ali Abdu’l Aziz el-Fâhiri) -rahimehullah- çok methetti. Onun Türkistanlı gençleri çok sevdiğini söyledi. Ve kendilerine nasihatlerde bulunduğunu, kendilerini yönlendirdiğini ve başlarına gelen tüm sorunları çözmek için elinden geleni yaptığını söyledi.

1997’de Ebu Muhammed grubun işlerini yeniden organize edip tertiplediğinde, İbni Ömer ve yaklaşık 20 kardeşi, şeyhin, kendisine katılmaları yönündeki davetine tam olarak icabet ettiler.

Yeni kardeşlerine, askeri ilimler hususunda Allah’ın kendisine öğrettiklerini öğretmeye başladı. Kendisinin (rahimehullah), fikirleri ve programları çok hoşuma gidiyordu. Afganistan’da aldığımız -Çin’in bizleri mahrum ettiği- askeri ilim ile Türkistan halkını mülhid Çin’in pençelerinden kurtarabilmek için nasıl Hindukuş dağlarından geçerek Pamir dağlarına ulaşacağımız ve nasıl ülkeye girip Çin’e karşı askeri operasyonlar yapacağımız hususunda diyaloglarda bulunuyorduk. İbni Ömer, cemaatte, 2000 yılına kadar patlayıcılar ve elektronikler konusunda eğitmen olarak çalışıyordu. Bu alanda birçok uzman yetiştirmiştir. Bazen de, İbnü’ş Şeyh’in talebine isticabeten, Arap kardeşlere eğitim veriyordu.

Şeyh Ebu Muhammed, İbni Ömer’deki (rahimehullah) yeteneğin ve zekanın farkına varınca, takriben 1999 yılının beşinci ayında onu cemaatin şurasına dahil etti. Ve o vakitten itibaren, dehası daha çok ortaya çıkmaya ve Allah’a tevekkülü katlanmaya başladı. Askeri operasyonlara şevkle katılıyordu (Allah rahmet eylesin). 1999 Ağustos ayında, NATO’ya yönelik büyük bir saldırı düzenlendi. Bu saldırıya katılanlar arasında kahramanımız İbni Ömer ve beraberinde yaklaşık 20 Türkistanlı kardeşi de yer alıyordu. İbni Ömer, düşmanların kaçtığı dağdaki hattın önüne ulaştığında, birden önünde bir RGB bombası patladı. Sadreddin isimli kardeşi ile birlikte yaralandı. Kendilerini hastanede ziyaret ettim. Allah’a hamd olsun yaraları ciddi değildi. Maneviyatları da yüksekti. Ve hastaneden çıkmak istiyorlardı. Daha sonra onlarla birlikte Kabil’deki merkezimize döndük. Yaklaşık 15 gün bakımları ile ilgilendim. O günleri hatırladıkça ve imanlarının sebatını, muhabbetlerinin kuvvetini ve cihada duydukları özlemi gördükçe Allah-u Teala’nın şu kavlini hatırlıyordum: “Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (Kehf, 13)

2000 yılının üçüncü ayında, ben ve İbni Ömer de dahil olmak üzere yedi kardeş, emirimiz Şeyh Ebu Muhammed’den (rahimehullah) izin aldıktan sonra, hacca gitmek için hazırlandık.

Kardeşler, güvenlik açısından sakallarımızı kesmemiz ve Afganistan’a özgü kıyafetlerimizi çıkarmamız gerektiğini söylediler. Ancak İbni Ömer, bunu yapmamamız hususunda ısrar etti ve şöyle dedi: “Bizler Allah’a ibadet etmeye gidiyoruz. Bu ibadet yolunda Allah’a isyan etmeyeceğiz. Bizden sorumlu olan ve bizi koruyan Allah’tır.” İbni Ömer’in söyledikleri içimizi rahatlattı. Allah’a tevekkül ettik ve sakallarımızı kesmeden ve elbiselerimizi değiştirmeden yola çıktık. Gerçekten de Allah bizi yol boyunca korudu. Yolda ne zaman bir güçlükle karşılaşsak Allah’a sığındık ve dua ettik. Allah Subhanehu ve Teala her sıkıntımızı giderdi.

Sonra hac menâsiki başladı ve bir gün Mina’da toplandık. Yanımızda Türkistanlı Ezher öğrencilerinden bir grup da vardı. O öğrencilerden biri Mısır sistemini ve kanununu methetmeye ve Mısır’daki sözde İslam hoşgörüsünden söz etmeye başladı. Bunun üzerine kahramanımız, Allah’ın dini için gayret ederek hemen bir aslan gibi atıldı ve o öğrenciye Mısır nizamının bir küfür nizamı olduğunu ve bu sefil nizamın Müslümanlara verdiği zararı ve Mısır firavunu hain Hüsnü Mübarek’in Müslümanlara yaptıklarını; Müslümanları öldürdüğünü, hapse attığını ve onlara zulmettiğini anlatmaya başladı. Aslanımızın bu sözlerinden sonra insanlar sustu.

Cemaatin başkomutanı Üstaz Abdu’l Cebbar (rahimehullah), 2000 yılı Eylül ayında, silah denemesi yaparken şehid oldu. Şeyh Hasan Mahdum (Allah ona rahmet eylesin), şura üyelerinin de muvafakatini aldıktan sonra, henüz 22 yaşında olan İbni Ömer’i cemaate başkomutan tayin etti.  Bu küçük genç, o vakit, görev ve sorumluluklarının arttığını hissetti. Az konuşur oldu, büyükler gibi şaka yapmaya başladı. İbadeti artmaya başladı. Kardeşleri ile daha çok ilgilenir oldu.

Kahramanımız ilim öğrenmeye çok istekli ve hevesli idi. Hatta Arapça’yı akıcı bir biçimde konuşur hale gelmişti. Şeyhimiz İbni Ömer, El Kahtani’nin ‘Allah yolunda cihad, fazileti ve düşmana karşı zaferin sebepleri’ başlıklı risalesini Arapça’dan Uygurca’ya tercüme etti.  Allah bu kitabın kabul görmesini nasip etti. Kitap, mücahidlere bir kaynak oldu.

11 Eylül 2001 olaylarından sonra, 22. tugaydaki muhacirler, güçlerini NATO üzerine yoğunlaştırmaya başladılar.  Ve Tehar ve Kunduz vilayetlerinde yayılmaya başladılar. Türkistan’dan yaklaşık 30 kardeş, Şeyh Cuma Bey’in (rahimehullah) komutasındaki savaşa katıldı. 11. ayda harekete geçtiler. O vakit Amerika’nın Afganistan’a bombardımanı yoğunlaşmaya başladı. Aynı ayda Kabil düştü. Kuzeyde mücahidlerin koşulları bozuldu. Ve kardeşler, iki gruba ayrılmaya karar verdi. Gruplardan biri Mezar-ı Şerif’e çekildi. Diğeri ise Tehar vilayetinde kaldı. Sonrasında komünist ‘Dostum’un Mezar-ı Şerif’e çekilen mücahidlere ihanet ettiğini ve mücahid kardeşlerimizin Amerikalılar tarafından ‘Cengi’ kalesinde ablukaya alındıklarını duyduk. Kalede kuşatma altına alınanlar arasında, o kalede hayatını kaybeden ve ruhunu Rabbine teslim eden cesur kardeşimiz İbni Ömer de yer alıyordu.

Allah sana rahmet eylesin ey İbni Ömer… Temenni ettiğin şeye nail olduğuna inanıyoruz. Ve Allah’tan bizleri Firdevs cennetinde nebilerle, sıddıklarla, şehidlerle ve salihlerle bir araya getirmesini niyaz ediyoruz. Onlar ne güzel arkadaştır. Ve yine Allah’tan dinini koruyacak, bu dini tatbik etmeye ve yeryüzünde hakim kılmaya çalışacak adamlar hazırlamasını diliyoruz.

Allah’ın salâtı peygamberimize, âline ve ashabına olsun.

[1] “eş-Şeyh eş-Şehîd İbnü Ömer et-Türkistânî rahimehullah”, Türkistan el-İslâmiyye, Muharrem 1431, sy. 5, s. 10-13.

BU HABERLER DE VAR!

Türkistan İslam Cemaati, Ramazan ayını bir neşitle sevenleri ile kutladı

Suriye’deki etkin varlığı ile  dikkatleri  üzerine çeken  Türkistan   İslam Cemaati  , medya merkezi İslam Awazi …

Türkistan İslam Cemaati Rejim Milislerini ATGM Füzesiyle Vurdu

Muhalif gruplardan Türkistan İslam Cemaati Rejime ait tankı ATGM füzesiyle vurdu. ( İslah Haber ) …

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com